<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>KÜÇÜK SÖZLER</title>
        <description>küçük sözler</description>
        <link>http://kucuksozler.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 12:11:48 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>ÖNSÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/onsoz_1045189.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/onsoz_1045189.html</guid> 
            <description>&lt;P dir=ltr&gt;Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle. Çünki, ben nefsimi herkesten ziyâde nasihâta muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz Âyetten istifâde ettiğim &amp;#8220;Sekiz Sözü&amp;#8221; biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avâm lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.&lt;/P&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/onsoz_1045189.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:36:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BİRİNCİ SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/birinci-soz_1045185.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/birinci-soz_1045185.html</guid> 
            <description>&lt;P dir=ltr&gt;Bismillâh, her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın&lt;A onmouseover=&quot;popup('Nisan 3bryazinizi buraya ','ffffff')&quot; onmouseout=kill() a ; ;return false?&gt;&lt;U&gt; &amp;nbsp;&lt;/U&gt;&lt;/A&gt;&lt;A onmouseover=&quot;popup('hal dili ile ','ffffff')&quot; onmouseout=kill() a ; ;return false?&gt;&lt;U&gt;lisan-ı haliyle &lt;/U&gt;&lt;/A&gt;lisan-ı haliyle vird-i zebânıdır. &amp;#8220;Bismillâh&amp;#8221; ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle... Şöyle ki:&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki: Bir kabile reisinin ismini alsın ve himâyesine girsin. Tâ,&amp;nbsp; &lt;A onmouseover=&quot;popup('yol kesicilerin ','ffffff')&quot; onmouseout=kill() a ; ;return false?&gt;&lt;U&gt;şakîlerin &lt;/U&gt;&lt;/A&gt;şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcâtına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur... Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı... Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir katı-üt-tarîke rast gelse, der: &amp;#8220;Ben, filân reisin ismiyle gezerim.&amp;#8221; Şakî defolur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, târif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğind.. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/birinci-soz_1045185.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:35:01 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İKİNCİ SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/ikinci-soz_1045180.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/ikinci-soz_1045180.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE align=center&gt;
&lt;P dir=rtl align=center&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Îmanda ne kadar büyük bir saadet ve ni'met ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Bir vakit iki adam, hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn, tali&amp;#8217;siz bir tarafa; diğeri Hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Hodbîn adam, hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki: Her yerde âciz bîçareler, zorba müdhiş adamların ellerinden ve tahrîbatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazîn, elîm bir hâli görür. Bütün memleket, bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi, şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünki: Herkes ona düşman ve ecnebi görünüyor. Ve ortalıkta dahi, müthiş cenâzeleri ve me'yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdanı, azab içinde kalır. &lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Diğeri Hudâbîn, Hüdâperest ve Hak-endîş, güzel ahlâklı idi ki: Nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehr-âyin, bir cezbe ve neş'e içinde zikirhâneler.. herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisat-ı umumiyye şenliği görüyor. Hem, tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar, hem kendi, hem umum halkın süruru ile mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah'a şükreder. &lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Sonra döner, öteki adama rastgelir. Halini anlar. Ona der: &amp;#8220;Yâhu sen divâne olmuşsun. Batınındaki çirkinl.. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/ikinci-soz_1045180.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:35:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ÜÇÜNCÜ SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/ucuncu-soz_1045176.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/ucuncu-soz_1045176.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE align=center&gt;
&lt;P dir=rtl align=center&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Îmanda ne kadar büyük bir saadet ve ni'met ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Bir vakit iki adam, hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn, tali&amp;#8217;siz bir tarafa; diğeri Hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Hodbîn adam, hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki: Her yerde âciz bîçareler, zorba müdhiş adamların ellerinden ve tahrîbatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazîn, elîm bir hâli görür. Bütün memleket, bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi, şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünki: Herkes ona düşman ve ecnebi görünüyor. Ve ortalıkta dahi, müthiş cenâzeleri ve me'yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdanı, azab içinde kalır. &lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Diğeri Hudâbîn, Hüdâperest ve Hak-endîş, güzel ahlâklı idi ki: Nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehr-âyin, bir cezbe ve neş'e içinde zikirhâneler.. herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisat-ı umumiyye şenliği görüyor. Hem, tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar, hem kendi, hem umum halkın süruru ile mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah'a şükreder. &lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Sonra döner, öteki adama rastgelir. Halini anlar. Ona der: &amp;#8220;Yâhu sen divâne olmuşsun. Batınındaki çirkinl.. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/ucuncu-soz_1045176.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:34:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>DÖRDÜNCÜ SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/dorduncu-soz_1045171.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/dorduncu-soz_1045171.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE align=center&gt;
&lt;P dir=rtl align=center&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Namaz, ne kadar kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar dîvâne ve zararlı olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat'î anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine yirmi dört altın verip- iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: &amp;#8220;Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bâzı şeyleri mübayaa ediniz. Bir günlük mesâfede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir.&amp;#8221;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;İki hizmetkâr, ders aldıktan sonra giderler. Birisi, bahtiyar idi ki; istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat, o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki: Sermayesi, birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan; istasyona kadar yirmiüç altınını sarfeder. Kumara-mumara verip zâyi eder, birtek altını kalır. Arkadaşı ona der: &amp;#8220;Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerîmdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru afveder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun.&amp;#8221; Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlıkımızdır. O iki hizmetkâr yolcu ise; biri: Mü.. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/dorduncu-soz_1045171.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:33:01 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BEŞİNCİ SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/besinci-soz_1045167.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/besinci-soz_1045167.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE align=center&gt;
&lt;P dir=rtl align=center&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakikî bir vazife-i insânîyye ve ne kadar fıtrî, münâsib bir netice-i hilkat-ı beşeriyye olduğunu görmek istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Seferberlikte, bir taburda, biri muallem, vazifeperver; diğeri acemi, nefisperver iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer, tâlime ve cihâda dikkat eder, erzak ve tâyinâtını hiç düşünmezdi. Çünki anlamış ki; onu beslemek ve cihâzâtını vermek, hasta olsa tedâvi etmek, hattâ indelhâce lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun asıl vazifesi, tâlim ve cihaddır. Fakat, bâzı erzak ve cihazat işlerinde işler. Kazan kaynatır, karavanayı yıkar, getirir. Ona sorulsa: &lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;- Ne yapıyorsun?&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;- Devletin angaryasını çekiyorum, der. Demiyor: Nafakam için çalışıyorum.&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Diğer şikemperver ve acemi nefer ise, tâlime ve harbe dikkat etmezdi. &amp;#8220;O, devlet işidir. Bana ne.&amp;#8221; derdi. Dâim nafakasını düşünüp onun peşine dolaşır, taburu terkeder, çarşıya gider, alış-veriş ederdi. Bir gün, muallem arkadaşı ona dedi:&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;- Birader, asıl vazifen, tâlim ve muharebedir. Sen, onun için buraya getirilmişsin. Pâdişaha itimad et. O, seni aç bırakmaz. O, Onun vazifesidir. Hem sen, âciz ve fakirsin; her yerde kendini beslettiremezsin. Hem, mücahede ve seferberlik zamanıdır. Hem, sana âsidir der, ceza verirler. Evet, iki vazife, peşimizde görünüyor. Biri, pâdişahın vazifesidir: Bazan biz Onun angaryasını çekeriz ki, bizi beslemektir. Diğeri, bizim vazifemizdir: Pâdişah bize teshîlat ile yardım eder ki, tâlim ve harbdir. Acaba o serseri nefer, o mücâhid mualleme kulak vermezse, ne kadar tehlikede kalır anlarsın!&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:33:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ALTINCI SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/altinci-soz_1045165.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/altinci-soz_1045165.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE align=center&gt;
&lt;P dir=rtl align=center&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Nefis ve malını Cenâb-ı Hakk'a satmak ve O&amp;#8217;na abd olmak ve asker olmak; ne kadar kârlı bir ticaret, ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciği dinle:
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Bir zaman bir pâdişah, raiyetinden iki adama, her birisine emaneten birer çiftlik verir ki; içinde fabrika, makine, at, silâh gibi her şey var. Fakat, fırtınalı bir muharebe zamanı olduğundan, hiçbir şey kararında kalmaz. Ya mahvolur veya tebeddül eder gider. Pâdişah, o iki nefere kemâl-i merhametinden bir Yaver-i Ekremini gönderdi. Gayet merhametkâr bir ferman ile onlara diyordu: Elinizde olan emanetimi bana satınız. Tâ, sizin için muhafaza edeyim. Beyhûde zâyi olmasın. Hem, muharebe bittikten sonra size daha güzel bir sûrette iade edeceğim. Hem, gûya o emanet malınızdır; pek büyük bir fiat size vereceğim. Hem, o makine ve fabrikadaki âletler, benim namımla ve benim tezgâhımda işlettirilecek. Hem fiatı, hem ücretleri, birden bine yükselecek. Bütün o kârı size vereceğim. Hem de siz, âciz ve fakirsiniz. O koca işlerin masârifâtını tedârik edemezsiniz. Bütün masârifâtı ve levâzımatı, ben deruhde ederim. Bütün vâridatı ve menfaatı size vereceğim. Hem de terhisat zamanına kadar elinizde bırakacağım. İşte beş mertebe kâr içinde kâr... Eğer bana satmazsanız, zâten görüyorsunuz ki, hiç kimse elindekini muhafaza edemiyor. Herkes gibi elinizden çıkacaktır. Hem beyhude gidecek, hem o yüksek fiattan mahrum kalacaksınız. Hem o nâzik, kıymetdar âletler, mîzanlar, istimal edilecek şâhâne madenler ve işler bulmadığından; bütün bütün kıymetten düşecekler. Hem idare ve muhafaza zahmeti ve külfeti başınıza kalacak. Hem emanette hıyanet cezasını göreceksiniz. İşte beş derece hasaret içinde hasaret...&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Hem de bana satmak ise, bana asker olup benim namımla tasarruf etmek .. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/altinci-soz_1045165.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:32:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>YEDİNCİ SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/yedinci-soz_1045162.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/yedinci-soz_1045162.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE align=center&gt;
&lt;P dir=rtl align=center&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Şu kâinatın tılsım-ı muğlakını açan &amp;#1570;&amp;#1605;&amp;#1614;&amp;#1606;&amp;#1618;&amp;#1578;&amp;#1615; &amp;#1576;&amp;#1616;&amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1617;&amp;#1607;&amp;#1616; &amp;#1608;&amp;#1614; &amp;#1576;&amp;#1616;&amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1618;&amp;#1610;&amp;#1614;&amp;#1608;&amp;#1618;&amp;#1605;&amp;#1616; &amp;#1575;&amp;#1618;&amp;#1604;&amp;#1570;&amp;#1582;&amp;#1616;&amp;#1585;&amp;#1616; ruh-u beşer için saadet kapısını fetheden ne kadar kıymetdar iki tılsım-ı müşkil-küşa olduğunu ve sabır ile Hâlıkına tevekkül ve iltica ve şükür ile Rezzâkından sual ve dua; ne kadar nâfi&amp;#8217; ve tiryak gibi iki ilâç olduğunu; ve Kur'an'ı dinlemek, hükmüne inkıyad etmek, namazı kılmak, kebâiri terk etmek; ebed-ül âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli, revnakdâr bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Bir zaman bir asker, meydan-ı harb ve imtihanda, kâr ve zarar deverânında pek müdhiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki:&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Sağ ve sol iki tarafından dehşetli derin iki yara ile yaralı ve arkasında cesîm bir arslan, ona saldırmak için bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. Hem bu hâli ile beraber uzun bir yolculuğu var, nefyediliyor. O bîçare, şu dehşet içinde, me'yusane düşünürken; sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nuranî bir zât peyda olur. Ona der: &amp;#8220;Me'yus olma. Sana iki tılsım verip öğreteceğim. Güzelce istîmal etsen, o arslan, sana musahhar bir at olur. Hem o darağacı, sana keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. Hem, sana iki ilâç vereceğim. Güzelce istîmal etsen; o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu Gül-ü Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) denilen lâtif çiçeğe inkılab ederler. Hem sana bir bilet vereceğim. Onunla, uçar gibi bir senelik bir yolu, bir.. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/yedinci-soz_1045162.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:31:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>SEKİZİNCİ SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/sekizinci-soz_1045160.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/sekizinci-soz_1045160.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE align=center&gt;
&lt;P dir=rtl align=center&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Şu dünya ve dünya içindeki ruh-u insânî ve insânda dinin mahiyyet ve kıymetlerini ve eğer Din-i Hak olmazsa, dünya bir zindan olması ve dinsiz insân, en bedbaht mahlûk olduğunu ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümattan kurtaran &amp;#1610;&amp;#1614;&amp;#1570; &amp;#1575;&amp;#1614;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1617;&amp;#1607; ve &amp;#1604;&amp;#1570;&amp;#1614;&amp;#1575;&amp;#1616;&amp;#1604;&amp;#1607;&amp;#1614; &amp;#1575;&amp;#1616;&amp;#1604;&amp;#1575;&amp;#1617;&amp;#1614; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1617;&amp;#1607;&amp;#1615; olduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Eski zamanda iki kardeş, uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Gitgide tâ yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler. Ondan sordular: &amp;#8220;Hangi yol iyidir?&amp;#8221; O dahi onlara dedi ki: &amp;#8220;Sağ yolda kanun ve nizâma tebaiyyet mecbûriyyeti vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise, serbestiyyet ve hürriyet vardır. Fakat o serbestiyyet içinde bir tehlike ve şekavet vardır. Şimdi intihabdaki ihtiyar sizdedir.&amp;#8221;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Bunu dinledikten sonra güzel huylu kardeş sağ yola &amp;#1578;&amp;#1614;&amp;#1608;&amp;#1614;&amp;#1603;&amp;#1617;&amp;#1614;&amp;#1604;&amp;#1618;&amp;#1578;&amp;#1615; &amp;#1593;&amp;#1614;&amp;#1604;&amp;#1614;&amp;#1609; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1617;&amp;#1607;&amp;#1616; deyip gitti ve nizâm ve intizâma tebaiyyeti kabûl etti. Ahlâksız ve serseri olan diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zâhiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayâlen takib ediyoruz:&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide tâ hâlî bir sahraya girdi. Birden müdhiş bir sadâ işitti. Baktı ki: Dehşetli bir arslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor. O da kaçtı. Tâ altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rastgeldi. Korkusundan kend.. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/sekizinci-soz_1045160.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:30:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>DOKUZUNCU SÖZ</title>
            <link>http://kucuksozler.blogcu.com/dokuzuncu-soz_1045155.html</link>
            <guid>http://kucuksozler.blogcu.com/dokuzuncu-soz_1045155.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE align=center&gt;
&lt;P dir=rtl align=center&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Ey birader! Benden, namazın şu muayyen beş vakte hikmet-i tahsîsini soruyorsun. Pek çok hikmetlerinden yalnız birisine işaret ederiz. 
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P dir=ltr&gt;Evet, herbir namazın vakti, mühim bir inkılâb başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhînin âyinesi ve o tasarruf içinde ihsanât-ı külliyye-i İlâhiyyenin birer ma'kesi olduğundan, Kadîr-i Zülcelâl'e o vakitlerde daha ziyâde tesbih ve tâzim ve hadsiz ni&amp;#8217;metlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnuna karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir. Şu ince ve derin mânâyı bir parça fehmetmek için &amp;#8220;Beş Nükte&amp;#8221;yi nefsimle beraber dinlemek lâzım...&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;/P&gt;&lt;/TABLE&gt;&lt;/P&gt;BİRİNCİ NÜKTE: Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yâni, celâline karşı kavlen ve fiilen &quot;Sübhânallah&quot; deyip takdis etmek. Hem kemaline karşı, lâfzan ve amelen &quot;Allahü Ekber&quot; deyip tâzim etmek. Hem cemaline karşı, kalben ve lisanen ve bedenen &quot;Elhamdülillâh&quot; deyip şükretmektir. Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını te'kid ve takviye için şu kelimât-ı mübareke , otuzüç defa tekrar edilir. Namazın mânâsı, şu mücmel hülâsalarla te'kid edilir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;(Orjinal Sayfa: 43)&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İKİNCİ NÜKTE: İbâdetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı ilâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp Kemal-i rububiyetin ve Kudret-i Samedaniyyenin ve Rahmet-i ilâhiyyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir. Yâni rubûbiyetin saltanatı, nasılki ubudiyeti ve itaati ister; rububiyetin kudsiyeti, pâklığı dahi ister ki: Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekâisten pâ.. ( &lt;a href=&quot;http://kucuksozler.blogcu.com/dokuzuncu-soz_1045155.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 11 Sep 2006 15:29:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://kucuksozler.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>